top of page

Dünyaya Dönen Bir Astronotun İlk Adımı: Beyin Yerçekimini Unutursa Ne Olur?

  • Yazarın fotoğrafı: Uzm. Fzt. Elif ÖNAL ÇENGEL
    Uzm. Fzt. Elif ÖNAL ÇENGEL
  • 17 Tem
  • 4 dakikada okunur

Uzay temalı filmlerin ikonik sahnelerini bilirsiniz. Mürettebat uzun ve zorlu bir görevin ardından nihayet dünyaya iniş yapar. Kapsülden çıkışları ise sanki rutin bir seyahatten dönmüş gibi görünür. Sağlam bir postür ve kendilerinden emin ifadelerle karşılaştıkları kalabalığa selam verip hayatlarına devam ederler. 



Gerçekte ise durum tamamen farklıdır. Görev öncesi fiziksel kondisyonu zirvede olan bu “çok sağlıklı” mürettebat üyeleri, uzay ortamının fizyolojik etkilerine maruz kalmaları sonucu uçuş öncesinden çok daha farklı bir bedene kavuşmuşlardır. Yeryüzüne ilk adımlarını tekrar attıklarında ise unutmuş oldukları bir kuvvet kendini tekrar hatırlatır:

YERÇEKİMİ.


Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan (UUİ) dönen bir astronot kapsülden çıkarıldığında görevliler tarafından desteklenir veya özel bir sedyeyle taşınır. Peki nasıl olur da bu kadar zinde biri, sadece birkaç ay uzayda kaldıktan sonra ilk adımını atmakta dahi zorlanır?


Aşağı ve Yukarının Yokluğu - Uzaysal Oryantasyon ve Adaptasyon 


İnsan vücudu, milyonlarca yıl boyunca Dünya’nın 1G’lik (9.81 m/s2) yerçekimine uyum sağlayacak şekilde evrimleşmiştir. Uzay ortamında bu ivmenin aniden yok olması, organizmada mikro yerçekimine bağlı hızlı bir adaptasyon sürecini tetikler.

Mikro yerçekimi/Ağırlıksızlık koşullarında, uzamsal yönelim için hayati önem taşıyan o görünmez "yerçekimi ekseni" kaybolur. Bu durum, aşağı-yukarı kavramlarını ve dikey eksen oryantasyonunu tamamen anlamsız hale getirir. İç kulakta yer alan ve vücudun graviseptörü olarak çalışan otolit organlar, diklik algısını yitirerek bedenin neye göre "dik" duracağını belirleyemez hale gelir. Vestibüler sistemin bu işlevini yitirmesiyle birlikte astronotlarda; mide bulantısı, kusma ve ciddi yönelim bozukluklarıyla seyreden Uzay Hareket Hastalığı (Space Motion Sickness) gelişir.


Fakat insan vücudu, bu alışılmadık ortama şaşırtıcı bir hızla uyum sağlar. Merkezi sinir sistemi, iç kulaktan gelen hatalı veya eksik sinyalleri kompanse etmek için Duyusal Telafi Hipotezi'ni devreye sokar: Bir duyusal kanaldan gelen bilgi bozulmuş veya eksik ise diğer kanallar aracılığıyla bu açık kapatılır ve duyusal ağırlıklar (sensory weight) yeniden dağıtılır. Dünya’da oryantasyonumuzun yaklaşık %60-70’ini vestibüler sistem, %20-25’ini vizüel sistem ve %10-15’ini somatosensoriyel sistem sağlar. Uzayda ise vestibüler girdinin payı azalır. Beyin, bu boşluğu telafi etmek için görsel sistemin baskınlığını %60’ın üzerine çıkarırken, somatosensoriyel sistemin payını %30-40 seviyelerine kadar ulaştırabilir.


Burada ilginç bir nokta daha ortaya çıkar: Ağırlıksızlık sebebiyle vücuttaki ve özellikle tabanlardaki basınç hissi azaldığı için mekanoreseptörlerden gelen derin basınç duyusu da belirgin şekilde azalmaktadır. Beyin bu açığı kapatmak adına, kas iğcikleri ve tendon organlarından gelen proprioseptif (eklem ve pozisyon duyusu) girdilerin hassasiyetini ve baskınlığını daha da artırır.



Sonuç olarak astronotlar, iç kulaktan gelen sinyallere güvenmeyi azaltıp gözlerden ve proprioseptif duyulardan gelen verilere ağırlık vererek mikro yerçekimi ortamına uyum sağlarlar. Yapılan çalışmalar, astronotların uzay ortamındaki nörovestibüler adaptasyon başarısının, graviseptör girdi eksikliğini telafi edebilme kapasitesiyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.



Eve Dönüş ve Nöromüsküler Uyumsuzluk


Mikro yerçekimi ortamında nörovestibüler adaptasyonunu sağlayan astronot, Yeryüzüne döndüğünde ikinci bir fizyolojik krizle karşılaşır: 1G İvmesine Yeniden Uyum.


Uzay görevi boyunca pasif kalan graviseptör girdilerinin merkezi sinir sistemindeki işlenme katsayısı, iniş sonrası erken dönemde eski düzeyine hemen ulaşamaz. Beyin, uzayda kazandığı nöroplastisite nedeniyle vizüel ve somatosensoriyel girdilerin baskınlığını bir süre daha sürdürme eğilimindedir. Bu duyusal baskınlık kayması; Dünya'ya dönüşte belirgin yönelim bozukluklarına, postüral kontrol kaybına ve yürüme kinematiğinde ciddi sapmalara yol açabilir. Öyle ki, uzun süreli görevden yeni dönen bir astronotun desteksiz yürümesi neredeyse imkânsız hale gelir.



Sürece eşlik eden ikincil ve kritik bir faktör ise mikro yerçekimine bağlı gelişen kas atrofisi ve kemik mineral yoğunluğundaki kayıptır. Zemin reaksiyon kuvvetinin ortadan kalkmasıyla, özellikle dik duruşu sağlayan postüral (anti-gravite) kaslarda belirgin bir atrofi ortaya çıkar. Bu durum; kontraksiyonu sağlayan liflerin sayısının azalmasının yanında propriyoseptif duyusal iletimini de zayıflatır ve dik duruş için gerekli olan kas tonusunun sürdürülmesini zorlaştırır.


Beyne Yerçekimini Yeniden Öğretmek: Rehabilitasyon Süreci


Tüm bu nörolojik ve kas-iskelet sistemi değişimleri bütüncül olarak değerlendirildiğinde; Yeryüzüne dönen bir astronotun fonksiyonel bağımsızlığını ve motor kontrolünü yeniden kazanabilmesi için hekimler, fizyoterapistler ve birçok sağlık çalışanı koordinasyonunda yürütülen multidisipliner, yoğun bir rehabilitasyon protokolü uygulanır.

İniş sonrası uygulanan bu spesifik süreç;


  • Nöroplastisiteyi destekleyen ve motor kontrolü geliştiren nöromüsküler yeniden eğitim (reedüksiyon),

  • Denge ve uzamsal oryantasyonu hedefleyen nörovestibüler rehabilitasyon protokolleri,

  • Propriyoseptif girdileri uyararak sensorimotor entegrasyonu ve dinamik dengeyi artıran koordinasyon egzersizleri,

  • Kas kütlesi ile kemik mineral yoğunluğunu yeniden kazandırmayı amaçlayan weight-bearing ve progresif dirençli egzersizleri kapsar.


Uygulanan yoğun rehabilitasyon programının temel amacı; astronotu uçuş öncesi fizyolojik kapasitesine ulaştırmak, günlük yaşam aktivitelerine tam katılımını sağlamak ve uçuş sürecinde gelişen komplikasyonları minimize etmektir.


Diğer taraftan, sürece dair toplanan veriler sadece uzay çalışmaları içinde sınırlı kalmaz. Dünya’daki klinik bilgi birikimi astronotların göreve hazırlanmasında ve dönüş sonrası rehabilitasyonunda temel rol oynarken; uzay araştırmalarından elde edilen veriler de yeryüzünde uzun süreli yatak istirahatine bağlı gelişen atrofi, sedanter yaşam veya vestibüler disfonksiyonlu hastaların rehabilitasyon süreçlerine yepyeni bir model sunar.

Yazının başında hatırladığımız o ikonik film sahnelerine dönecek olursak; uzun süreli uzay görevinden dönen bir astronotun kapsülden çıkar çıkmaz destek almadan dik bir postürle yürüyüp kalabalığı selamlaması, fizyolojik olarak oldukça zordur. Sinematik kurgunun aksine gerçeklik; yerçekimine karşı vücudunu yeniden uyumlamaya çalışan, sedyelerle taşınan ve haftalarca süren zorlu bir rehabilitasyon sürecine giren astronotları yansıtmaktadır…



Bilinmeyene Yolculuk


Yine de insan vücudunun sınırlarını zorlayan tüm bu fizyolojik engellere ve karşılaşılan tablolara rağmen, insanoğlunun bilinmeyene duyduğu o dinmeyen merak ve evreni keşfetme tutkusu hiçbir zaman azalmıyor. Fizyolojimiz 1G’lik Dünya koşullarına mühürlü olsa da, yürütülen bilimsel çalışmalar sayesinde hem uzay ortamına uyumu kolaylaştıracak stratejiler hem de Eve Dönüşte yeniden adaptasyonu hızlandıracak rehabilitasyon protokolleri geliştirilmeye devam ediyor…


Bilinmeyene olan yolculuk durmaksızın devam edecek … <3



Kaynaklar


  1. Williams D, Kuipers A, Mukai C, et al. Acclimation during space flight: Effects on human physiology. CMAJ. 2009;180:1317–23.

  2. Erdeniz B, Tükel Ş. The effects of weightlessness on human body: Spatial orientation, sensory-integration and sensory-compensation. In: Comparative Kinesiology of the Human Body: Normal and Pathological Conditions. 2020:477–86.

  3. Thornton WE, Bonato F. Space motion sickness and motion sickness: Symptoms and etiology. Aviat Space Environ Med. 2013;84:716–21.

 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page